|
Ayrı ayrı ölüyoruz....
17 Aralık 1995 Pazar
Ahmet Arslan
Üstad Necip Fazıl, her canlının ruhunu bizzat
kendisinin teslim edeceğinden hareketle “ayrı ayrı ölürüz” diyor. Üstadın
kendine özgü üslup ve felsefi soyutlamayla vardığı bu tespit, ilahi oluş ve
ferdin evrendeki biricikliği gerçekliğiyle doğrudan örtüşüyor.
Ve bir insanın toplumdaki statüsü ve gücü ne olursa olsun, o insan tek başına
ölüyor. Bu, insanın yaratılışından bugüne kadar değişmeyen bir gerçektir. Geride
kalanlar, ölenle ölmüyor, kendi hayatını yaşamaya devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta hepimizi derinden sarsan iki arkadaşımızın ölümüyle üzüldük.
Metin TOKDEMİR ve Ferhat TÜYSÜZ.... Aynı gün içinde kaybettiğimiz bu iki
arkadaşımızın ölümü ardından, çok kişi üzüldü ve feryat etti. Herkes, Tokdemir
ve Tüysüz’ün dava adımlığı, insanlığı ve samimiyetleri üzerinde durdu.
Önceki gün ise Ankara Kocatepe Camiinde Metin TOKDEMİR ve Ferhat TÜYSÜZ’ün
ruhları için mevlidi şerif okutuldu. Ve mevlide bulunanları hayal kırıklığına
uğratacak kadar az sayıda topluluk katıldı.
Bu açık ilgisizlik ve duyarsızlık örneği söylemlerimizdeki “derinliği” gerçekten
ne kadar sathi ve ikiyüzlü olduğunu ortaya koyuyor. Her canlı ayrı ölür, ama
yaşadıklarından ve hatıralarından bir şeyler de götürür. O götürülen şeyler
arasında bizim de yaşadıklarımız gibi sırlarımız ve hatıralarımız var. Bütün
bunalar karşısında içinde bulunduğumuz yabancılaşma gerçekten ürkütücü.
Ülkücü camia, derin felsefi ve teorik birikimlerden öte, bir arada bulunmuşluğu
hatıralarıyla bir gelenek oluşturmuştur. Teoriden bağımsız olarak yaşanmışların
oluşturduğu bir kültür birikimi, buna bağlı “jargon” ve “terminoloji”
geliştirilmiştir. Yine pratiklerden hareketle kısa zaman aralıklarıyla da olma
belli bir yaşama biçimi ortaya çıkmıştır. Ama hepsinin kökeninde ortak
heyecanlar ve hatıralar vardır.
Gelenek, ideolojik olarak söylem farklılaşmasına fazlaca itiraz etmez. Mevcut
terminoloji ve jargon çerçevesinde istediğini söyleme geliştirebilirsiniz. Bu
sebeple ülkücü hareket, bir ölçüde pek fonksiyonel olamasa da mensuplarının,
sempatizanlarının tek başlarına inisiyatif kullanılarak da pratikten teori
ürettiği ender siyasi oluşumlardandır.
Fakat geleneğin en çok itiraz ettiği nokta ortak heyecablar ve hatıraların
dışına çıkılmasıdır. Son Nusret Demiral örneğinde bunu gördük. Ülkücü hareketin
duyarlı olduğu noktalar ve sınırlar, Demiral örneğinde iyice somutlaştı. Demiral
geleneği terminolojisi ve heyecanlarının dışına çıkmıştır. Bu sebeple de yoğun
bir tepkiyle karşılaştı.
Aynı duyarlılık, bir hafta önce kaybettiğimiz iş arkadaşımız için nedense
gösterilmedi. Ankara’nın en büyük camisinde okutulan mevlide 4050 kişinin
katılması, bir ölçüde ideolojik bir aşınmanın ve yabancılaşmanın göstergesidir.
İnsanlar zaten yalnız yaşarlar ve yalnız ölürler. Ama ölümü bu kadar
somutlaştırmamak bizim elimizdedir. Kaldı ki, kaybettiğimiz insanlar kendi
bireysel amaçları için ölmediler.
Ölüm karşısında duyarlılığını kaybeden kitlelerin, diğer bütün konulardaki
samimiyetleri şüphelidir. Çünkü, yaşadığımız olaydaki duyarsızlık bir ölçüde
ortak heyecan ve hatıralarımıza da gösterilmiştir.
Bu zaafların sebeplerini tespit ederek, kimliğimize çeki düzen vermemiz
gerekiyor...
|